COVID-19 ve sosyal medya

Sosyal medya kullanıcıları pandeminin başlangıcından itibaren COVID-19’a ilişkin vaka ve ölüm sayıları, virüs kaynağı, aşı geliştirme süreci, hastalık semptomları, bulaş yolları, önleme ve tedavi yöntemleri hakkında haberlerle bombardımana tutulmuştur. Farklı sosyal medya hesaplarına (resmi veya resmi olmayan) güvenmenin, sosyal medya paylaşımlarını diğer haber kaynakları ile doğrulamanın, olumsuz COVID-19 sosyal medya içeriklerine maruz kalma sıklığının bu durumu etkileyebileceği düşünülmektedir.

Sahte haber ve yanlış bilgiler

Günümüzde sosyal medya kullanıcıları sağlıkları ile ilgili önemli kararlar verirken okudukları bilgileri genellikle değerlendirme eğiliminde değiller. Bilgi içeriği sunan web sitelerinin %70’inin önemli kalite sorunları olduğu bildirilmiştir. Dijital dünyada artan “sahte haberler” ve “yanlış bilgiler“, doğru bilgiye erişimi zorlaştırıyor ve endişe tetikleniyor.

Bu tür kaygı, dijital dünyanın olanakları sayesinde bulaşıcı olabilir. Kişilerarası anksiyete transferi (kaygıyı bir kişiden diğerine aktarma), bulaşıcı hastalık salgınları sırasında kişinin başka bir kişinin kaygısıyla temas halinde olması ve benzer kaygıyı yaşamaya başlamasıyla açıklanan nesneye yönelik bir sosyal değerlendirme teorisi olarak tanımlanmaktadır.

Böylece kaygı kişiden kitleye yayılır. Kitlesel kaygı, topluluğun COVID-19 gibi bir halk sağlığı krizi sırasında insan ve finansal kaynakları boşa harcayabilecek gereksiz tedavi, teşhis veya konsültasyon talebine neden olur.

Türkiye'den bir çalışma

Türkiye’deki ilk COVID-19 vakasından bu yana sosyal medya hesaplarından pek çok olumsuz içeriğin paylaşıldığı görüldü. Şentürk ve arkadaşları, kaynağı güvenilmez olan ve doğruluğu doğrulanmayan paylaşımların anksiyete düzeyini artırdığı ve hastalık kontrol algısını bozduğu düşünerek bir çalışma planlamışlardır.

Çalışmanın bulguları

Çalışmaya toplamda 1516 yetişkin dahil olmuştur. Temel olarak iki net bulgu saptanmıştır;

* Resmi sosyal medya hesaplarının COVID-19 paylaşımlarına olan güven arttıkça bireylerdeki kaygı düzeyi azalmıştır. Bununla birlikte COVID-19’un kontrolünün sağlandığı algısı artmıştır.

* Olumsuz COVID-19 sosyal medya içeriklerine maruz kalmanın artması ise bireysel kaygıyı arttırmaktadır. Ek olarak olumsuz haberler COVID-19 hastalığına dair kontrolün sağlandığı algısının azaldığını göstermiştir.

COVID-19, bilgi çağının ilk pandemisidir

Sosyal medya, COVID-19 salgın sürecinde virüsten daha hızlı yayılan son derece bulaşıcı panik atmosferinin en büyük kaynağı olmuştur.

COVID-19 pandemisi, bilgi çağının ilk salgınıdır. Bu küresel sağlık krizinde insanlık, bir hastalıkla ilgili köken, bulaşma yolları, semptomlar, etkiler, tedavi yöntemleri ve aşılama çalışmaları gibi pek çok yanlış bilgi ile her zamankinden daha fazla karşılaşmıştır. Bu durum beden ve ruh sağlığını tehdit edecek düzeye ulaşmıştır.

Sosyal medya platformları ne yapıyor?

Son olarak, konuyla ilgili fiili adımlar atıldı. Sosyal medya şirketleri (Facebook, Twitter), geçtiğimiz aydan bu yana COVID-19 ile ilgili yanlış bilgileri önlemek için bir dizi önlem almaya başladı. Facebook, COVID-19 ile ilgili yanlış bilgilendirme gönderilerini beğenen veya yorum yapan kullanıcılara uyarı bildirimlerinin gönderileceğini açıkladı.

Twitter, yanlış bilgi olarak nitelendirilen içeriğin “Bu gönderi içeriği halk sağlığı uzmanlarının verdiği bilgilerle çelişiyor” gibi uyarılara yer verileceğini duyurdu. Yanlış bilgilerin ortadan kaldırılması, sosyal medya kullanıcılarının doğru bilgileri öğrenmesine ve yaymasına yardımcı olarak hem kendileri hem de başkaları için tehlikeyi azaltmaya yardımcı olabilir.

COVID-19 ile ilgili yanlış iddiaları ve sahte haberleri kaldırmak ve uzmanlar tarafından paylaşılan düzeltici ve doğru bilgilerin daha fazla beyanı, bu tür krizlerde halk sağlığını korumak için çok önemlidir.