Bağımlılık nedir ve nasıl oluşur?

Bağımlılık nedir ve nasıl oluşur? Bu yazıda, her yıl yaklaşık olarak 3,5 milyon kişinin doğrudan ölümüne neden olan, 170 milyon kişinin dolaylı olarak engelliliğine neden olan, bireyi, aileyi ve toplumu yakından ilgilendiren bağımlılık hastalığından bahsedeceğiz.

Bağımlılık ve güncel veriler

DSÖ’ünün güncel verilerine göre her yıl yaklaşık olarak 3 milyon kişi alkolden 500.000 kişi ise madde kullanımından dolayı çeşitli nedenler sonucunda hayatını kaybetmektedir. 

Mevcut durum ise sadece bu rakamlarla kalmaz. Her bireyin en az 3-4 kişinin hayatına dokunduğu (eş, çocuk, anne-baba vb.) düşünüldüğünde rakamlar daha da korkutucudur.

Bundan dolayı bağımlılık hastalığının ne olduğunu ve nasıl geliştiğini iyi anlamalıyız. 

Bağımlılık nedir?

Bağımlılık; Dünya Sağlık Örgütü’ne göre;

* Bir maddenin amacı dışında,

* Maddeye karşı gelişen tolerans sonucu gittikçe artan miktarlarda alınması,

* Kişinin yaşamında sorunlara neden olmasına rağmen kullanımının sürdürülmesi ve

* Madde alımı azaltıldığında ya da bırakıldığında yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması olarak tanımlanan bir psikiyatrik bozukluktur.

Bağımlılık ve Değişimi

Çok uzun zaman önce değil 20. yüzyılın başlarında bile bağımlılık bir irade eksikliği, güçsüzlük ya da günahkarlık olarak değerlendiriliyordu. Bu düşünce yapısının sorunlu düşünen bilim adamlarının yapmış olduğu çalışmalar bizim bağımlılık hastalığına olan bakışımızı kökten değiştirmiştir. 

Yapılan nörogörüntüleme çalışmalarında bağımlılık yapıcı maddelerin kullanımı sonucunda beynin yapısında, çalışma şeklinde ve işlevlerinde bozulmalar olduğu ortaya konmuştur. Peki bu ne anlama gelmektedir?

Bu değişiklikler sonrasında bireyler;

  • Akıl düşünme azalmakta,
  • Davranışlarını kontrol etmekte zorlanmakta ve
  • Olumsuz sonuçlarını bildiği halde kendisini bu davranışlardan alıkoyamamaktır

Bağımlılık hastalığını, daha iyi anlamaya başladığımızı düşündüğümüz son dönemlerde ise artan teknoloji ve internet kullanımı ile hastalık yapısında bir değişim ortaya çıkmıştır.  

Geçmişte alkol, madde ve sigara gibi geleneksel bağımlılıklar olarak da adlandırılabilen bağımlılık türleri varken, artık telefon bağımlılığı, kumar bağımlılığı, internette oyun bağımlılığı, online alışveriş bağımlılığı gibi davranışsal bağımlılıklar hayatımıza eklenmiştir.

Bağımlılık nasıl oluşur?

Hem davranışsal bağımlılıklar hem de bizim geleneksel bağımlılıklar olarak adlandırdığımız bağımlılıklar beyinde benzer değişikliklere yol açmaktadır. 

Tüm maddelerin veya bağımlılık oluşturan davranışların temel etki mekanizması beyindeki DOPAMİN denilen nörotransmitterin artırmasıyla başlar. Beyinde dopamin salınımının ardından ise bireyde haz ve keyif gibi hoşa giden duygular ortaya çıkar. 

Beynin dopamin salınımı aslında normal yaşam için mutlak gerekli olan bir durumdur. Yemek yeme, spor, egzersiz, cinsellik, film izleme, müzik dinleme gibi davranışların sonunda da beyin dopamin salar.

Beyinde neden DOPAMİN salınır?

Beynin dopamin salınımın altında yatan durum insanın hayatta kalma güdüsünü devam ettirmektir. 

Hayatta kalmamızı sağlayacak veya bizi bu mücadelede öne çıkartacak durumlar gerçekleştiğinde dopamin salınır ve aktifleşen yollar sayesinde olumlu anılar oluşturulur. Bu anılar ise sonrasında zorluklarla karşılaştığımızda bize yol gösterici olur. 

Örneğin yemek yeme beyinde dopamin salınımını arttırır. Yemek yediğinde mutlu olan birey emek yeme ile ilgili olumlu bir anı oluşturmuştur. Aç kalma gibi hayattan kalmamızı etkileyecek bir durum sonrasında ise oluşan olumlu anı bizi yeniden yemek yeme davranışına yönlendirir. Sonuç olarak hayatta kalırız

Buna benzer bir örneği iş hayatından verebiliriz. Yapılan iyi iş sonrasında iltifat almak bireye iyi hissettirir ve bu durumda beyinde dopamin salınır.

İşin iyi yapılmış olması sonucunda övgü alınmış ve “olumlu anı” oluşturulmuştur. Bu sonraki aşamalarda işinizi daha iyi yapmaya veya zorlandığınız zamanlarda sizi daha çok çalışmaya teşvik ederek iş hayatında bir adım daha öne çıkmanızı sağlayabilir.

Bağımlılık ve Dopaminin rolü

        Dopamin hayatta kalmamızı sağlıyorsa alkol ya da madde kullanımı sonrasında ortaya çıkan dopaminin nasıl bir zararı olabilir?

Burada bizi hayatta tutan günlük aktiviteler sonrasında salınan dopamin ile alkol/madde kullanımı sonrasında ortaya çıkan dopamin arasında salınım şekli ve miktar açısından farklılıklar vardır.

Günlük hayatımızdaki keyif verici etkinliklerden sonra ortaya çıkan dopamin yavaş bir şekilde ve görece az miktarda salınırken, madde kullanımı sonrasında salınan dopamin hızlı ve çok miktarda salınır

Sorunda burada başlar. Beyinde hızlı ve yüksek miktarda dopamin salınımı sonrasında kişi yeniden bu hazzı yaşamak için maddeyi almak ister. 

Tolerans gelişimi

Tekrar tekrar madde alımı sonrasında ise beyinde boş durmaz ve kendini korumaya almaya çalışır. Çünkü salınan dopamin miktarı normalin çok üstünde ve hızlıdır

Beynin uyumu da diyebileceğimiz süreçte, bazı sinirsel yapılarda değişiklikler ortaya çıkar. Bu değişiklikler beynin alınan maddeye karşı daha az yanıt verir hale gelmesini sağlar. Böylece dopamin fazla olsa bile birey haz alamaz bir hale gelir. 

Beynin bu kendini koruma mekanizması karşısında birey aynı hazzı alabilmek için madde miktarını artırır. Bu durum yinede geçici bir süre kişiyi idare eder. Ancak belli bir yerden sonra doz arttırmak da işe yaramaz hale gelir.

Bireyin aynı hazzı elde edebilmek için madde alımını giderek arttırması sürecine ise  TOLERANS adı verilir. 

Yoksunluk gelişimi

Miktarın artmasına rağmen birey artık haz elde edemez bir hale gelir ya da çok az bir haz elde eder. 

Maddenin az alınması durumunda ise YOKSUNLUK adı verilen istenmeyen huzursuzluk yaratan ruhsal ve fiziksel belirtiler ortaya çıkar. Bu durumda artık kişi haz elde etmek için değil bu istenmeyen belirtilerden kaçmak için alkol/madde kullanır hale gelmiştir. 

Tekrarlı şekilde alkol ya da madde kullanımının olması düşünce süreci ve içeriğini bozar ve akılcı düşünce giderek zayıflar. Akılcı düşüncenin azalması ve yaşanılan yoksunluk belirtileri bir araya geldiğinde sadece refleks bir davranıştan ibaret bir süreç kalmıştır.

Bağımlılık düzelebilen bir hastalıktır

Bir kısır döngü süreci olmasından dolayı, bağımlılık tekrarlayabilen bir psikiyatrik hastalıktır. Bu, belki kötü haber olarak değerlendirilebilir. Ancak iyi haber, bağımlılık tamamen ortadan kalkmasa bile düzelebilen bir hastalıktır.

Bu açıdan bakıldığında bağımlılık şeker hastalığına benzetilebilir. 

Şeker hastalığında da hastalık tamamen vücudunuzdan gitmez veya tam bir iyileşme göstermez. Ancak diyete uyma, egzersiz yapma ve kan şekeri düzenleyici ilaçlarla hastalığınız düzene girer ve hayatınıza şeker hastalığınız olsa bile sağlıklı bir şekilde devam edebilirsiniz. 

Bağımlılıkta aynen bu şekildedir.

  • Maddeden uzak durma,
  • Planlı yaşama,
  • Stresli durumlarla başa çıkabilmeyi öğrenme gibi becerilerin yanında,
  • Alkol/madde kullanım isteğini azaltıcı ilaçların kullanımıyla bağımlılık da düzene girer. 

Burada bağımlılık hastalığıyla ilgili umutsuzluğa asla düşmemek gerekir. 

Tedaviyi isteyen kişinin isteği, motivasyonu ve çabası ile bu alanda çalışan sağlık profesyonellerinin desteği ile bağımlılık düzelebilen bir hastalıktır. Buna ek olarak bireyin ailesinin de tedaviye katılması düzelme olasılığını arttıran temel etkenlerdendir.

Dr. Bahadır Geniş

Kocaeli Üniversitesi, Psikiyatri ABD Öğretim Üyesi, İzmit / Kocaeli